Bakara Suresi'ni Sesli Dinleyin
Web tarayıcınız bu özelliği desteklemiyor
2
Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
3
O, gayba inanan, namazı dosdoğru kılan ve bizim onlara rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcayan kimselerdir.
4
(İnananlar,) Allah’ın kendisine indirdiği ile birlikte, daha öncekileri de inananlardır. Onlar ahiret gününe de inanırlar.
5
İşte bunlar Rablerinden doğru yolu bulmuşlardır ve işte onlar muvaffak olanlardır.
6
İnkâr edenlere gelince, onlara inansan da, inanmasan da, onlar için farketmez. Onlar yine inanmazlar.
7
Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
8
İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler. Oysa onlar iman etmiş değildir.
9
Allah’a ve iman edenlere aldanmak için (dıştan iman etmiş gibi yaparak) aldatmaya çalışırlar. Oysa kendilerini ancak aldatırlar; fakat farkında olmazlar.
10
Kalplerinde bir hastalık vardır. Allah, bu hastalıklarını artırır. Onlar, inkârları yüzünden, elem dolu bir azapla cezalandırılırlar.
11
Onlara “yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” denildiğinde, “Biz, ancak ıslah ediciyiz” derler.
12
Gerçekten onlar bozgunculardır. Fakat bilmezler.
13
Onlara “iman edenler gibi inanın” denildiğinde, “Acaba zayıf düşmüş kimseler gibi mi olalım?” derler. Aslında zayıflık onların ta kendilerindedir. Fakat bunu anlamazlar.
14
İman edenlerle karşılaştıklarında, “İnanıyoruz” derler. Ayrıldıklarında şeytanlarla birlikte olunca, “Gerçekten biz sizinle beraberiz. Biz onları sadece aldatıyoruz” derler.
15
Allah, onları kendi aldatmalarıyla aldatır. O, onların gittikleri yollarda onları erteleyip bırakır.
16
İşte bunlar, doğru yolu satın almaya kalkışarak sapıklığı satın almışlardır. Onların alışverişleri de kazanç getirmemiş, doğru yolu da bulamamışlardır.
17
Onların durumu, bir ateşi yakan ve etrafını aydınlatan kimse gibidir. Ateş, etrafı aydınlatıp insanları ondan yararlandırdığı hâlde, Allah onların ışıklarını söndürür ve onları karanlıklara bırakır; ne görüyorlar, ne de yol bulabiliyorlardır.
18
Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.
19
Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.
20
Şimşek neredeyse gözlerini kör edecek kadar parlak parlıyor. Her aydınlandığında, onunla yürürler; karanlık çöktüğünde de dururlar. Eğer Allah dileseydi, gerçekten işitme ve görme duyularını da alırdı. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
21
Ey insanlar! Sizleri ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
22
O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın.
23
Eğer hakkından şüphe ediyorsanız, bu Kur’an’ın bir benzerini getirmeye kalkışın ve Allah’ın dışındakileri tanık gösterin. Eğer doğru söylüyorsanız!
24
Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o hâlde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kâfirler için hazırlanmıştır.
25
İman edenlere ve salih ameller işleyenlere gelince, onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada onlara, daha önce yemiş oldukları gibi meyveler sunulur. Orada temiz eşler de vardır ve orada ebedî kalırlar.
26
Şüphesiz Allah, bir sinek misali (en küçük) bir şeyi örnek göstersede, onu alenen anlatır. Allah, inananlara doğru yolu gösterir.
27
Allah’ın verdiği sözü bozan, bağları koparan, yeryüzünde bozgunculuk yapan kimseleri değil mi ki, lanetler?
28
Sizi ölü iken diriltip, diri iken öldürür ve sonra da size geri döndürür mü değil mi?
29
O, yeryüzünde sizin için var olan her şeyi yarattı. Sonra, göğe yöneldi ve onu yedi kat gök olarak düzenledi. O, her şeye hakkıyla bilendir.
30
Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife koyacağım” demişti. Onlar da: “Orada kan döküp bozgunculuk yapacaklarını, biz ise seni hamd ile tesbih edip kutsuyoruz, sen bunu bilmem mi?” dediler.
31
Allah, Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere gösterdi ve: “İşte bunların adlarını bana söyleyin” dedi. Onlar: “Bizim Senden başka bilgimiz yoktur. Sen, bilginin ve hikmetin kaynağısın” dediler.
32
Allah: “Bu isimlerin hepsini size öğrettim mi?” dedi. Onlar: “Yüceliğin Senin’dir! Bize Senden başka bir ilim verilmemiştir. Sen, ilmin ve hikmetin sahibisin” dediler.
33
Allah: “Ey Âdem! Onlara adlarını söyle” dedi. O da onlara adlarını söyledi. Allah: “Size (bilmediğiniz şeyleri) bildiğimi mi, yeryüzünde bozgunculuk yapacaklarını ve kan dökeceklerini de mi size haber vermedim?” dedi.
34
Hani, meleklere: “Âdem’e secde edin” dediğimizde hepsi secde ettiler; yalnız İblis bunu yapmadı. O, meleklere dahil olmadı.
35
Allah, Âdem ile eşini cennete yerleştirdi ve: “Orada dilediğiniz gibi yiyin, için, dilediğiniz gibi dolaşın. Fakat bu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” dedi.
36
Şeytan, onları bu ağaç sayesinde aldatarak cennetten düşürdü. Böylece onların bulunduğu yerden ayrıldılar. Allah: “Siz birbirinize düşman olarak yeryüzüne ineceksiniz. Orada bir zaman için yaşama ve yararlanma hakkınız vardır” dedi.
37
Âdem, Rabbinden bazı kelimeler aldı. Allah da tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
38
Allah, Âdem’e, eşine ve onların zürriyetine: “Size doğru yol gösterilecektir. Kim o yola uyar ve Allah’a karşı gelmezse, onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir” dedi.
39
Allah’ın âyetlerine inanmayıp yüz çevirenleri, cehenneme sokacağız. Onlar için hiçbir yardımcı da bulamazlar.
40
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.
41
Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
42
Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
43
Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
44
Siz Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?
45
Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.
46
(Namazı böyle kılarlar ki,) onlar kendilerinin mutlaka Rabbleriyle karşılaşacaklarını ve O’na döneceklerini iyi bilirler.
47
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.
48
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiçbir kimse başkası için hiçbir şey ödeyemez, onun için şefaat kabul edilmez, fidye alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz.
49
Hani sizi Firavun kavminden kurtardık. Onlar sizi kötü bir azapla azaplandırıyorlardı: Sizin erkeklerinizi öldürtüp kadınlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Bu, Rabbinizden muazzam bir imtihandı.
50
Hani sizden denizi yararak sizi kurtardık ve Firavun kavmini suda boğduk. Bunları gözlerinizle şahit oldunuz.
51
Hani sizden Tûr’da elli gün boyunca Mûsâ’yı beklerken, buzağıyı ilâh edindiniz. Onun için biz de üzerinize öyle bir kıyamet getirdik.
52
Sonra bunun ardından şükredesiniz diye sizi affetmiştik.
53
Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik.
54
Hani Mûsâ kavmine: “Ey kavmim! Siz kendi nefislerinize zulmettiniz. Allah’ın ilahsız ilahlık iddiasından dolayı üzerinize zulüm ettiniz. Şimdi Allah’a tevbe edin de ölümden kurtulun” dedi. Onlar da (Mûsâ)’ya tevbe ettiler. Allah da onların tövbelerini kabul etti. Çünkü O, tevbe edenleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
55
Hani siz, Mûsâ’ya: “Allah’ı açıkça görmemiz için bizi görür duruma getir” demeyi göze aldınız. Sizi yıldırım çarptı da öylece öldünüz.
56
Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik.
57
Size gölgelik yaptık ve üzerinize manna ile keklik indirdik: “Size rızık olarak verdiğimiz bu temiz şeyleri yeyin.” Siz bize zulmetmediniz; zulmetmeye çalışanlar kendi nefislerine zulmettiler.
58
Hani size: “Bu şehre girin ve orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin. Kapılardan secde ederek girin ve: ‘İşte bizi affet’ deyin” demiştik. Biz de zalimler için bir belâ hazırladık.
59
Zalimler kendi yerine başka bir şey dediler. Öyleyse bir illet indirdik. Çünkü onlar yoldan saptılar.
60
Hani Mûsâ kavminden su diledi. “Asanla taşı vur” dedik. On ikisi kaynaktan su fışkırdı. Her topluluk kendi suyundan içti. Yeyin, için. Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.
61
Hani dediniz ki: “Ey Mûsâ! Bir tür yiyeceğe doyamayız. Bize yeryüzünde biten otları, hıyarları, sarımsakları, mercimekleri, soğanları getir.” O da: “Daha iyi yerden daha kötü bir yere mi geçmek istiyorsunuz?” dedi. “Yeryüzünde bir köşe bulun da orada yerleşin.” Onların aşağılık ve lânetlenme sebebi, Allah’ın indirdiğine karşı gelmeleri ve adaletsizlik etmeleriydi.
62
Doğrusu, iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîler’den kim Allah’a ve ahiret gününe inanır, salih ameller işlerse, mükâfatı Rabbinden alacaktır. Onlara ne korku vardır, ne de üzüntü.
63
Hani biz Tûr dağını sizin üzerine yükselttik: “Size verdiğimiz şeyi sıkı tutun ve içindekileri iyi anlayın. Belki ondan sakınırsınız” dedik.
64
Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhâlde ziyana uğrayanlardan olurdunuz.
65
Hani bazılarınız: “Günün birinde balık yiyelim” dediniz. Allah: “İsterseniz bugün balık yiyin, yarın da sabahleyin eşeğinizi göreceksiniz” dedi. Böylece onları bir öğüt ve ibret yapıp onlara dünya hayatını düşündürdü.
66
Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.
67
Hani Mûsâ kavmine: “Şu iri, boynuzlu sığıra kesin” dedi. Onlar: “Sen bize şaka mı ediyorsun?” dedi. O da: “Allah’a sığınırım! Bilgisizlerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi.
68
Onlar: “Bize, nasıl bir sığır olduğu hakkında daha ayrıntılı bilgi ver” dediler. O da: “Allah der ki: ‘İçinde hıyanet olan, yaşlı da kalmış, henüz yavru doğurmadığı gibi henüz yaya da basmamış, sarı renkli, rengi çok güzel, pırıl pırıl bir sığırı kesin’” dedi.
69
Onlar: “Şimdi doğru yolu gösterdin” dediler. (Sonra da:) “Yine de biraz düşünmemiz gerek” dediler. Eğer Allah dileseydi, kesmeleri için emredileni keserlerdi, ama onlar azıcık daha tereddüt edip durdular.
70
Onlar: “Bize bu işi yapmak için gerçekten zorluyorsun” dediler. “Onunla ilgili daha fazla bilgi ver” dediler. O, “Allah der ki: ‘O, ne çalıştırılmış bir tarlada işleyen bir öküz, ne de su çekmek için yahut arazi sulamak için bağlanmış bir hayvandır. Sağlam yani kusur bulunmayan bir sığırdır’” dedi. “Eğer doğru söylüyorsanız, gidin görün.”
71
Onlar: “Şimdi doğru tarifi verdin” dediler. Sonra neredeyse işi yapmadılar bile. Eğer Allah dileseydi, bunu da yaparlardı.
72
Sonra da, sizden bir adam öldürüldü ve onun hakkında ihtilaf ettiniz. Allah size gizli olanı açık edecek diye o sığırı kestiniz.
73
Sonra Allah dedi ki: “Onunla öldürülenin üzerine vurun.” İşte Allah, ölüleri diriltir, size âyetlerini gösterir; umulur ki akıl edersiniz.
74
Sonra kalpleriniz pek sertleşti. Hatta bunlar, kayalar gibi oldu. Hatta bazı kayalar, içinden ırmaklar fışkırıyor. Bazıları da Allah’tan korktuğu için yarılarak su veriyor. Allah da yaptıklarınızı görmez mi?
75
Sizden öyleleri var ki, size Allah’ın Kitab’ından bir söz okunduğunda ona inanıyor. Fakat o size bir kez daha okunduğunda yüz çevirip, “Bu sizi aldatmak için mı söyleniyor?” diyorlar.
76
Onlar birbirlerine: “İnananlara Allah’ın size özel olarak bildirdiklerini saklamayın” diyorlar. Halbuki bunu yapmaları, Allah’ın gazabını üzerlerine çekmektedir. Yine de onu saklarlarsa, bu ne kötü şey yaparlar!
77
Onlar, Allah’ın kalplerinde gizli olanı bilmediğini mi zannediyorlar? Yoksa Allah’ın kendileriyle ve elçileriyle özel olarak bildirdiklerini mi gizleyecekler? Allah, göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi bilir. Allah her şeye hakkıyla güç sahibidir.
78
Onlardan bazıları okuma bilmiyorlar ama kendi uydurduklarıyla sizleri aldatıyorlar.
79
Hani, kendi elleriyle Kitab’ı yazıp: “Bu, Allah’tandır” diyerek onu düşük bir ücretle satanları gördün mü? Onların kazandıkları azab ne kötüdür!
80
“Cehennem ateşine yalnızca belirli bir süre kalacağız” diyorlar. Allah’a ne bu sözleri verdirdi? Yoksa onların Allah’a ve ahirete dair bilgileri mi var?
81
Hayır! Kim kötülük işler ve günahlarıyla kuşatılırsa, işte onlar cehennemliklerdir; orada ebedî kalırlar.
82
İnananlar ve salih amel işleyenler ise cennetliklerdir. Orada ebedî kalırlar.
83
Hani biz İsrailoğulları’na: “Allah’a karşı gelmeyin. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edin. İnsanlara güzel söz söyleyin. Namazı kılın, zekâtı verin” demiştik. Ama sizden pek azı, bu emirlere uymadılar.
84
Hani sizden kan dökmemeniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmamanız için söz aldık. Fakat siz, sizin dışınızda kalanlara karşı yeminlerinizden döndünüz.
85
Aynı kitap size okunuyor ama iman edenleri öldürmeye kalkışıyorsunuz. Yüz çevirdiğiniz kimseleri ise sizden bazılarınız evlat edinmek gibi bir şey yaparak kurtarıyorsunuz. Yani inananları öldürmek, inkâr edenleri korumak mı?
86
İşte bunlar, ahireti bozup berbat edenler. Allah, bunların yaptıklarını bilmez mi?
87
Mûsâ’ya Kitap verdiğimiz zaman, onun ardından peygamberler gönderdik. Son olarak da Meryem oğlu İsa’ya Ruh’u verdik ve onu desteklemek için ona mucizeler gönderdik. Şimdi size bir peygamber geldiğinde de yüz mü çeviriyorsunuz?
88
Bazıları: “Kalplerimiz perdeli” diyorlar. Hayır! Allah, inkârları yüzünden onların kalplerini mühürlemiştir. Ancak az bir kısmı inanıyor.
89
Başkalarıyla beraber kendilerine Kitap verilenler gelince, onlar: “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyorlar. Halbuki onlar daha önce inanmamıştılar.
90
Allah’ın razı olacağı bir şeye razı olmamak, kalplerine isyan sokmak için şeytana kapılmak ne kadar kötü bir iş!
91
Onlara: “Allah ne indirdi?” diye sorulduğunda: “Biz de Musa’ya indirilenle yetindik. Ondan başka biz ne biliyoruz?” derler. Halbuki o, onların inkâr ettiği kitapları tasdik edicidir. Allah’a karşı gelmekten sakının.
92
Halbuki Mûsâ size apaçık delillerle geldi. Sonra deveyi öldürdünüz. Allah’a da zarar veremezsiniz.
93
Hani sizden Tûr dağının altında söz aldık: “Kesinlikle emredilenleri yapacaksınız.” Siz de: “İşittik fakat itaat etmeyeceğiz” dediniz. Onların kalplerine inançsızlık sokmaları, Allah’ın sözlerine karşı gelmeleri yüzünden.
94
De ki: “Eğer ahiret yurdu, sizin özelinizse Allah’a karşı gelmekten Allah’ı koruyun. (İnanmazsanız) o hâlde bana bir kanıt getirin.”
95
Onlar, (bu vaat gerçekleşsin diye) kendilerini asla öldürmezler. Allah da yaptıklarını bilir.
96
Onlardan bazılarını kesinlikle ölümden kaçınmak için çok büyük bir sevgi saracak. Oysa onların elde ettikleri, dünyadaki geçici bir nimetten ibarettir.
97
De ki: “Kim size düşmanlıktan dolayı Cebrail’in (gönderildiğini) kıskanıyor? Çünkü o, Rabbinden size iman edenleri doğrulayan, hidayet ve müjde olarak vahyeder.”
98
Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine ve melek Cebrail’e düşman olursa, şüphesiz Allah, inkâr edenlere düşmandır.
99
Andolsun biz sana âyetler gönderdik ki, bunlar onları bir daha bir daha düşünsünler diye.
100
Her itfahtan sonra yemin bozmaya kalkıştıkları için onların kalplerinde bir nefret var. Allah onların çoğunluğuna güvenmiyor.
101
Onlara bir peygamber geldiğinde, ona inansalar iyi olurdu. Fakat çoğu ona sırt çevirdi.
102
Onlar, Babil’de Melek’le Hârût’un öğrettiğini öğrendiler. O iki melek de insanlara sihirden başka bir şey öğretmediler. Fakat bu sihri öğrenenlere: “Biz sizi imtihan etmek için bunu öğretiyoruz. Kim bundan kâfirlik ederse, şüphesiz çok büyük bir zarara uğrar” dediler. İnsanlar, kendileri için kendilerine ne faydası olduğuna bakmaksızın, bu sihirle birbirlerini ayırmaya çalıştılar. Fakat Allah’tan izin olmadan kimse kimseye zarar veremez. Onlar, kendilerine verilen bu (sihir bilgisini) alıp satıyorlardı, ama onun kendi hayatlarındaki gerçek faydasını anlamadılar. Keşke onu bilseydiler!
103
Eğer buna iman etselerdi ve takva sahibi olsalardı, şüphesiz Rabbinden gelen nimet daha hayırlı ve daha kalıcı olurdu.
104
Ey iman edenler! “Râinâ” demeyin, “Unzurnâ” (bize bakın) deyin ve kulaklarınızı dikin. Çünkü inkâr edenler için acı bir azap vardır.
105
Ehl-i Kitap’tan ve müşriklerden kâfirler, size Rabbinizden bir hayır inmesini istemezler. Fakat Allah, dilediğine lütfunu özel tutar. Allah, lütfu pek büyüktür.
106
Biz bir âyeti kaldırdığımız veya unutturduğumuz zaman, ondan daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilir misiniz, Allah her şeye hakkıyla güç sahibi midir?
107
Allah’tan başka bir veli ve yardımcı olup olmadığını mı soruyorsunuz? Oysa Allah, her şeyin velisidir.
108
Sizden öncekilere indirilenden daha güzel bir şey mi istiyorsunuz? Yoksa Allah’ın âyetleri mi sizi endişelendiriyor?
109
Çoğu Ehl-i Kitap, size iman ettikten sonra bile sizi inkâra çevirmek ister. Fakat Allah’ın lütfu sizin üzerinizdedir. Allah’ın nimetini bilin.
110
Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’tan başka bir yardımcınız yoktur.
111
Onlar: “Allah’ın bizi seçtiği bir topluluk değilsek, cennete giremeyiz” derler. De ki: “Eğer siz doğru söylüyorsanız, ölümden korkmayın.”
112
Hayır! Kim Allah’a ve ahiret gününe inanır, salih ameller işlerse, Rabbinden mükâfatını alır. Onlar için ne korku vardır ne de üzüntü.
113
Yahudiler: “Hıristiyanlar, hiçbir şeyin üzerine basmamıştır.” Hıristiyanlar da: “Yahudiler de hiçbir şeyin üzerine basmamıştır.” Oysa onlar, aynı Kitap’ı okumaktadırlar. Allah’tan başka kim bilir gizli olanı?
114
Allah’ın ismine zikredildiği yerleri harap ettiren ve orada ibadet edilmesini engelleyen kimseler kimdir ki, Allah’tan başka bir yerde de yararlanma umarlar? Onlar, bu dünyada aşağılanma ile cezalandırılacak ve ahirette de şiddetli bir azapla karşı karşıya kalacaklardır.
115
Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
116
Onlar: “Allah’a çocuk edinmiştir” derler. Oysa O’nun yüceliği bundan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Hepsi O’na boyun eğicidir.
117
O, gökleri ve yeri yaratan, onları yaratmak O’na bir emir gibi kolay gelendir. O’nun nuru gökleri ve yeri aydınlatır. O, her şeye hakkıyla güç sahibidir.
118
Ehl-i Kitap, kendilerine de bir melek indirilmesini isterler. Halbuki onlara apaçık bir kitap geldi bile.
119
Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.
120
Yahudiler veya Hıristiyanlar sana kendi dinlerini beğenmelerini söyleyene kadar razı olmazlar. De ki: “Allah’ın dini doğrudur.” Onların emirlerine uymak, doğru mu?
121
İman edenler Kitap’ı okurlar ve faydalanırlar. İnkâr edenlerin okudukları ise onlara fayda sağlamaz. De ki: “Ben sizin koruyucunuz değilim.”
122
Ey İsrailoğulları! Ben sizin üzerinize nimetlerimi indirip sizi alemlere üstün kılmıştım.
123
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiçbir kimse başkası için hiçbir şey ödeyemez, onun için şefaat kabul edilmez, fidye alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz.
124
Hani İbrahim’i imtihan ettik. Her emrimizi yerine getirdi. Hemen onu ümmet kılmaya layık kıldık. Çünkü O, mutlak güç sahibidir, yargılayıcıdır.
125
İbrahim’e ve İsmail’e: “Mescid-i Haram’ı insanların ziyaret yeri ve emniyet merkezi yapın” dedik. Namaz kılanların, secde edenlerin ve yeryüzünden gelen insanların dolaşarak ibadet ettiği yer olsun.
126
İbrahim dedi ki: “Rabbim! Bu toprağa verimli ürünler indir. İnananlardan bazıları azdır.” Allah da: “Her kim bana inanmazsa, ona az bir süre için rızık vereceğim. Sonra da onu elem dolu bir azaba dökerim” dedi.
127
Hani İbrahim ve İsmail, Kâbe’nin temelini yükseltiyorlardı: “Rabbimiz! Bizi kabul eyle. Çünkü sen işitensin, bilensin.”
128
“Rabbimiz! Bizi her ikimizi ve soyumuzdan Müslüman bir ümmet yap ve bize ibadet usulünü göster. Bizim tövbemizi kabul eyle. Çünkü sen tövbeleri çok kabul edensin, çok merhamet edensin.”
129
“Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.”
130
İbrahim’in dininden yüz çevirmek, kimin aklına gelir? Bunu yalnızca cahil kimseler yapar. Biz onu dünyada seçtik; ahirette de salihlerden kıldık.
131
Hani ona: “İslam ol!” dediğimizde, “Ben Allah’a teslim oldum” dedi.
132
İbrahim, oğullarına ve Yakup da oğullarına: “Allah size İslam’ı emretti. Öyleyse, ben öldükten sonra siz İslamiyetten mi dönersiniz?” dedi. Onlar: “Hayır! Biz Rabbimizin dine teslim oluruz” dediler.
133
Sizden önce: “İbrahim sizin kiminiz?” diye sorulduğunda Yahudiler: “Biz Yahudi’yiz” Hıristiyanlar da: “Biz Hıristiyan’ız” derler. Oysa onlar İbrahim’in dinine tâbiydiler. İbrahim, ne Yahudi ne de Hıristiyan’dı. O, hanif bir Müslümandı ve müşriklerden değildi.
134
Onların elde ettikleri kendilerine, sizin elde ettikleriniz size yeter. Size onlardan sorulmayacaktır.
135
Yahudiler veya Hıristiyanlar: “Bizim dinimize girin” derler. De ki: “Hayır! Ben İbrahim’in hanif diniyle Müslümanım. O, müşriklerden değildi.”
136
De ki: “Biz, Allah’a, O’nun indirdiğine, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a, on iki oğluna, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rabbinden gelenlere inanıyoruz. Onlardan birini diğerinden ayırmayız. Biz O’na teslim olduk.”
137
Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğrudan doğruya yolu bulmuş olurlar. Aksi takdirde, onlar bir anlaşmazlık içindedirler. Allah, sizi bu anlaşmazlıktan korur.
138
Allah’ın boyasıyla boyanınız. Kim, Allah’ın boyasından daha güzel boyar? Biz, O’na ibadet edenleriz.
139
Onlar: “Hadi bizdeki dinle size mahsus olan din arasındaki farkı tartışalım!” De ki: “Bizim Rabbimiz sizin Rabbimizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Biz O’na tamamen yöneldik.”
140
Yoksa, Allah’ın indirdiği şeylere şahitlik edip sonra inkâr eden kimselerden misiniz? Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih amel işlerse, Rabbinden nasıl bir mükâfat bekler?
141
İşte bu, sizin ümmetiniz için bir ışık ve bir rehberdir. Allah, kimsenin yaptığı iyiliği kaybetmez.
142
Sizden bazıları: “Neden kıbleyi değiştirdiler?” diye sorar. De ki: “Doğu da, batı da Allah’ındır. O, dilediğini doğru yola iletir.”
143
Biz seni ve sizleri orta bir topluluk (ümmet-i vasata) kıldık ki, siz insanlara şahitlik edesiniz ve Peygamber de size şahitlik etsin. Size Mescid-i Haram’ı kıble kıldık. Kim Mescid-i Haram’a doğru dönerse, Rabbinin emrine uymuş olur.
144
Biz senin yüzünün göğe dönüp durduğunu görmüştük. Senin için kıbleyi dilediğin tarafa çeviriyoruz. Şimdi yüzünü Mescid-i Haram’a çevir. Orada bulunanlar da o tarafa dönsünler.
145
Yahudilerin ve Hıristiyanların kıblesi birbirinden ayrıdır. Onların hepsi seni kendi kıblelerine çevirmeye zorlayacaklar. Sen onların isteğine uyarsan, sapıklık edersin.
146
Ehl-i Kitap, sana indirilenin doğruluğunu bilirler; bunu gizlerlerse, Allah’a karşı isyan etmiş olurlar.
147
Doğrudur! Allah’ın Kitab’ından şüphe eden var mı? Yoksa Rabbinin delilleri mi onları kuşkulandırıyor?
148
Her bir topluluğun bir kıblesi vardır. Siz de iyilik yapmaya koşun. Nereye giderseniz Allah sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
149
Nereden gelirsen gel, Mescid-i Haram’a doğru dönmelisin. Çünkü bu, Rabbinden bir gerçektir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilir.
150
Nereden gelirsen gel, Mescid-i Haram’a doğru yüz çevir. Kim size karşı gelse bile; çünkü bu Rabbinden emir, sizin için yararlıdır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
151
Sizi yetiştiren peygamberi gönderdik ki, size âyetlerimizi okusun, sizi arındırsın, size Kitap’ı ve Hikmet’i öğretsin ve bilmediklerinizi de öğreteyim.
152
Ben size dua ederseniz, size karşılık veririm. Benim yoluma çağırsanız, bana uyun ki size doğru yolu göstereyim. Siz gerçekten şükreden kimselere dönüşeceksiniz.
153
Ey iman edenler! Sabredin, dayanın, namaz kılın! Çünkü Allah, takva sahipleriyle beraberdir.
154
Allah yolunda öldürülenleri ölüler zannetmeyin! Onlar Rableri katında diridirler ve rızıklanırlar.
155
Biz sizi az bir korku, açlık, mallarda, canlarda ve meyvelerde eksilmeyle imtihan ederiz. Sabredenlere müjde ver!
156
Bunlar geldiğinde: “Biz Allah’a inanıyoruz” derler. İşte onlar doğru yolu bulanlardır.
157
Onlar için Rablerinden rahmet ve lütuf ve Allah’a hoşnut olanlar için cennet vardır.
158
Elbette Safa ve Merve, Allah’ın tesis ettiği sembollerden biridir. Kim Hac veya Umre yaparsa, Safa ile Merve arasında gidip gelmek günah değildir. Kim gönüllü iyilik yaparsa, Allah onu bilendir.
159
İnsanlara Kitap’tan öğrettiklerini saklayan ve onun yerine küçük bir fiyatla satan kimseler vardır. O gün yüzleri karardıracak olanlar bunlardır.
160
Ancak tövbe edip, öğrettiklerini açığa vuran ve iyilik yapanlar müstesnadır. Onlar için affedici ve merhamet edici Allah’tan büyük bir mükâfat vardır.
161
Allah’tan ve O’na inananlardan yüz çevirenler üzerinde Allah’ın ve meleklerin ve insanların laneti vardır.
162
Onlar ebedî olarak bu lanette kalırlar. Azap onlardan hafifletilmez ve onlara yardım edilmez.
163
Sizin ilâhınız tek ilâhtır. O, merhamet sahibidir, çok merhamet edicidir.
164
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, yararlı şeylerle yüklenmiş gemilerin denizde hareketinde, Allah’ın gökten indirdiği su ile ölü yeri diriltmesinde ve her canlının orada dağılışında, rüzgârların sevk edilişinde ve bulutların Allah’ın emriyle gök ile yer arasında durmasında akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.
165
İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah’tan başka ilahlar edinir; onlara Allah’ın verdiği nimet kadar sevgi besler. İman edenler ise, Allah’a en saf ve en güçlü sevgiyle bağlanırlar.
166
Zalimler azabı görünce, bütün gücün Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının şiddetli olduğunu anlarlar.
167
Zalimler, kendilerini o ateşe atanların peşinden gelmek isterler. “Keşke biz yolu yeniden seçseydik de Allah’a tâbi olsaydık!” derler.
168
Ey insanlar! Yeryüzünde helâl ve temiz olanlardan yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.
169
Şeytan sadece çirkin işler emreder: kötülük, günahkârlık ve Allah hakkında bilmeden söz söylemeyi. Sakının! Allah’a karşı gelmekten sakının.
170
İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Bulduğumuz atasının yolundan başka bir şeye uymayız” derler. Oysa ataları doğru yolu bulmamış, yol gösterici bile olmamışlardı.
171
İnkâr edenler, çağıran kişiye karşı sağırlar gibidir, onlar ancak bir çığlık duyarlar. Onlar sağırdır, dilsizdir, kördürler. Onlar düşünmezler.
172
Ey iman edenler! Size helâl kılınan temiz şeylerden yiyin ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki, kurtuluşa eresiniz.
173
Sizin için yasaklanan şeyler şunlardır: ölü hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adıyla kesilenler. Kim zorunlu olmadan ve isyan etmeden yiyorsa, şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
174
Kim Allah’ın Kitabı’nda indirdiğini gizler, onun yerine düşük bir fiyat alırsa, ateşe atılan şeyler onun yediği şeylerdir. Allah, zalimlerle konuşmaz, onları temizlemez ve onlar için acı bir azap vardır.
175
İşte bunlar, hidayeti reddedip sapıklığı, bağışlanmayı reddedip azabı satın alanlardır. Onlar ateşe ne kadar da sabırlıdırlar!
176
Bu, Allah’ın Kitabı’ndaki doğruluktur. Ancak inananlar arasında büyük anlaşmazlıklar vardır.
177
Doğruluk yalnızca yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmek değildir. Doğruluk, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitap’a ve peygamberlere inanmak; Allah sevgisiyle akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolcuya, kölelere yardım etmek; namazı kılmak, zekâtı vermek; sözünde durmak; sabredenlerdir. İşte bunlar, takvalı olanlardır.
178
Ey iman edenler! Öldürme konusunda sizin için kısas emredilmiştir: Özgür, özgürün; köle, kölenin; kadın, kadının karşılığıdır. Ancak, katledilenin kardeşi bağışlar ve iyilikle davranırsa, bu, Rabbinden bir hafifletmedir. Kim bundan sonra sınırı aşarsa, onun için acı bir azap vardır.
179
Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz.
180
Ölüm döşeğinde olanlarınızdan hayır bırakıyorsa, ana babaya ve akrabaya vasiyette bulunması farzdır. Bu, takva sahipleri için bir görevdir.
181
Kim vasiyeti dinleyip sonra da onu bozarsa, onun günahı onun üzerinedir. Allah, her şeyi bilendir, yargılayıcıdır.
182
Bir kimse vasiyetini yaparken, aklını kaybetmiş olabilir. Eğer vasiyeti adaletsiz veya günahkârsa, araya girip onu doğrultursanız, size günah yoktur. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
183
Ey iman edenler! Size oruç farz kılındı, sizden öncekilere de farz kılındığı gibi, belki Allah’tan sakınırsınız.
184
Ramazan ayında Kur’an indirildi. O, insanlar için rehberdir, doğru yolu gösterir, hak ile bâtılı birbirinden ayırır. Sizden Ramazan ayında bulunanlar oruç tutmalıdır. Kim hastalanır veya yolculuk ederse, sayısını daha sonra tamamlar. Allah sizin için kolaylık ister, sıkıntılı bir durum istemez. Bütün bunlar, Allah’ı hamd ile takdis edip ay tuttuğunuz gün sayısını tamamlayasınız diye böyle buyurur.
185
Ramazan ayında Kur’an indirildi. O, insanlar için rehberdir, doğru yolu gösterir, hak ile bâtılı birbirinden ayıran delilleri de içerir. Sizden Ramazan ayında bulunan, o ayda oruç tutmalıdır. Kim hastalanır veya yolculuk ederse, o günlerin yerine başka günlerde tutar. Allah, sizin için kolaylık ister; size zorluk istermez. (Böylece) Allah’ı yüceltsinler ve size yolunu gösterdiği için şükredin.
186
Benim kullarımdan beni soranlar olursa, “Ben çok yakındır. Bana dua eden kuluma dua ettiği zaman karşılık veririm. Öyleyse dualarıma kulak versinler ve bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar” de.
187
Ramazan’da oruç tutarken geceyi gündüzden ayıran ağarıncaya kadar eşlerinize yaklaşmanız size helâldir. Onlar sizin elbiseniz, siz de onların elbisesiniz. Allah, kalplerinize neler sakladığınızı bilir. Onun için tövbe etti ve sizin üzerinizden yükü kaldırdı. Şimdiden onlarla ilişkiye geçebilirsiniz. Allah size emrettiği şeyleri arayın. Yıldızlar silininceye kadar yiyip için, sonra oruç tutun. Camide ibadet ederken eşlerinize yaklaşmayın. İşte Allah’ın koyduğu sınırlar budur. Onlara yaklaşmayın. Allah, insanlara âyetlerini böyle açıklar ki belki takva sahibi olurlar.
188
Birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. Hakkınızı almak için mahkemelere başvurarak da insanların mallarını zimmetine geçirip yemeyin. Bunu bilerek yapmayın.
189
Yeni aydan zaman ölçmek soruluyor. De ki: “Onlar, insanların ibadet tarihlerini belirlemesine yarayan zamanlardır. Hac, tanımlı aylardadır. Kim bu aylarda Hac yapmaya niyet ederse, orada ilişki kurmamalı, kötülük yapmamalı, tartışmamalıdır. Allah’tan edindiğiniz her hayır size döner. Allah, kötü davrananları bilmez mi?”
190
Allah yolunda savaşın, size savaşanlarla. Fakat sınırı aşmayın. Şüphesiz Allah, sınırı aşanları sevmez.
191
Onları öldürün, onlar da sizi nerede bulurlarsa öldürürler. Onlar sizi mescitlerinizden çıkarmışlardır. Allah yoluna girmenizi engellemişlerdir. Eğer sizi bulursalar, elbette sizi öldürmeye, dinden döndürmeye çalışırlar. Kim onlardan dönerse, işte onlar ebedî olarak azap görecektir.
192
Eğer sizden yüz çevirirlerse, size saldırmazlarsa, sizi yurtlarınızdan çıkarmazlarsa Allah sizin için onlara karşı savaşmanızı emretmez.
193
Onlarla, dini Allah’a has kılarıncaya kadar savaşın. Eğer sizden yüz çevirirlerse –Allah’ın emirlerine karşı gelmedikleri sürece– kimseye saldırmayın.
194
Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler (saygı gösterilmesi gereken şeyler) kısas kuralına tabidir. O hâlde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri gitmeyin). Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
195
Allah yolunda harcayın ve kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.
196
Hac ve Umre’yi Allah için tamamlayın. Eğer engellenirseniz, kolaylıkla temin edebileceğiniz kurbanı kesin. Başlarınızı tıraş ettirmek için de hürmetli olan şeyden (kurban vs.) yoksun olmayın. Hacınız tamamlandığı zaman yollarınızda kolaylık sağlayın. Kim iyilik yaparsa, Allah onu bilendir.
197
Hac, bilinen aylardadır. Kim bu aylarda Hac yapmaya niyet ederse, orada kadınlarla ilişkiye girmesin, kötülükte bulunmasın, kavga etmesin. Allah’tan kazandığınız her iyi şey sizin için bir hazinedir. Allah, takva sahiplerini bilir.
198
Hac veya Umre yaparken Safa ile Merve arasında koşmanızda size bir günah yoktur. Kim gönülden Allah rızası için bir iyilik yaparsa, Allah onu bilendir.
199
İnsanlar Arafat’tan dökülüp indikten sonra siz de dökülüp inin ve insanların çok olduğu yerde Allah’ı çokça anın. Orada olduğu gibi, siz de oradan ayrıldıktan sonra Allah’ı çokça anın. Bazen bir topluluk, diğerini unutur; size unutturmasınlar. Allah’tan korkun. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
200
Ey iman edenler! Allah’ı çokça anın, sabah akşam ve gecenin bazı zamanlarında O’nu överek ona yalvarın.
201
Onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de vardır.
202
Onlar için her iki dünyada da bir pay vardır. Allah, hesap işlerinde çok hızlıdır.
203
Onlar sana Kur’an’dan oku deyince bir şey okumazsan, “Keşke Mûsâ’nın indirileni bize okusa!” derler. De ki: “Eğer siz gerçekten Allah’a inanıyor ve inananlardansanız, ondan daha hayırlısını getirecek olan Kur’an indiğinde neden inkâr ettiniz?”
204
İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.
205
İnsanlar onu gördüğünde iyilikle davranır, gizlendiğinde ise kötülük yapar, ölçüsüz israf eder ve Allah’tan başka tanrılar edinir. Allah, onların yaptığı işleri bilmez mi?
206
Rabbinin huzurunda melekler ve ruhlar, gurur göstermeden, kibirlenmeden bulunurlar.
207
İnsanlardan, Allah rızası için canını cömertçe feda edenler vardır. Allah, kullarına çok merhametlidir.
208
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
209
Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de yan çizerseniz, bilin ki Allah, gerçekten mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
210
Onlar, Allah’ın gökten meleklerle gelmesini mi bekliyorlar? O hâlde iş işten geçer. Allah, kullarına karşı her şeye hakkıyla güç sahibidir.
211
İsrailoğullarına sor: “Size gökten açık bir delil indirilse de, sonra onu inkâr etmeye kalkıştınız mı?”
212
Dünya hayatı, inkâr edenlere süslenmiştir. Onlar iman edenleri alaya alırlar. Oysa takvalı olanlar, onların üstünde derece sahibidir. Allah, dilediğine bol lütuf verir.
213
İnsanlar tek bir topluluk idiler. Sonra Allah peygamberlerini, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi. Onlarla birlikte Kitap’ı da indirdi ki, insanların arasında tartışılanları ayırt edebilsinler. Onlar ancak Allah’ın izniyle birbirleriyle kavga ettiler. Allah, iman edenleri doğru yola iletir.
214
Yoksa siz, cennete gireceksiniz de, size, öncekilerin uğradığı (imtihan ve sıkıntılar) uğramadan mı gireceksiniz?
215
Onlar Allah’a sorarlar: “Ne harcamalıyız?” De ki: “Mallarınızın fazlasını Allah yolunda harcayın: ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolcuya…” Allah, iyilik yapanları bilir.
216
Savaş size farz kılındı. Oysa size nefret verici gelir. Belki nefret ettiğiniz bir şey sizin için hayırlıdır. Belki sevdiğiniz bir şey sizin için zararlıdır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
217
Onlar sana: “Ramazan’da savaşmak helâl midir?” diye sorarlar. De ki: “Yoldan çevirmek, inkâr etmek, mescidi haramdan çıkarmak ve halkı oradan çıkarmak, öldürmekten daha büyüktür. Onlar savaştıkça siz de onlarla savaşın. Eğer onlar sizden yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah size düşmanlarını teslim edecek.” Allah her şeye hakkıyla güç sahibidir.
218
İnanıp hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler işte onlar, Allah’ın merhametini umarlar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
219
Onlar sana şarap ve kumar hakkında sorarlar. De ki: “İkisinde de büyük günah ve bazı faydalar vardır. Fakat günahları, faydalarından büyüktür.” Onlara Allah yolunda harcamalarını emret. Eğer onlar bilseydi!
220
Dünya hayatında ve ahirette de (insanlar hakkında) soruluyorsun. Yetimler hakkında: “Yetimlere ıslah edici davranmak daha hayırlıdır. Onlarla evlenirseniz, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu iyilik edenden iyi bilir. Allah dileseydi, sizi zor duruma düşürürdü. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”
221
Müşrik kadınlarla, siz iman edene kadar evlenmeyin. Bir müşrik kadın, bir put bile olsa, size haramdır. İman eden bir cariyeyi ise alabilirsiniz. İman eden bir kadın, müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Onlar, cehennemi çağırırlar; siz ise cenneti çağırırsınız. Allah, dilediğine yolunu genişletir. Allah, her şeye hakkıyla bilendir.
222
Onlar sana adet (hayız) hakkında sorarlar. De ki: “Bu, bir rahatsızlıktır. Kadınlarla adetleri süresince cinsel ilişkiye girmeyin. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok arındırıcıdır.”
223
Karılarınız, size ekin yeriniz gibidir. İstediğiniz zaman onlara yaklaşabilirsiniz. Geleceğinizi düşünün. Allah’tan korkun ve bilin ki O’na kavuşacaksınız. İnananlara müjde ver!
224
Allah’ı, sadaka veya iyilik konusunda yemin olarak kullanmayın. Allah’tan sakının. Allah, işitendir, bilendir.
225
Allah, bilinçsizce söyledikleriniz için sizi sorumlu tutmaz. Fakat kalplerinizde tasarladıklarınız için sizi sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
226
Kadınlarından uzak durmaya yemin edenler için dört ay süre vardır. Eğer geri dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
227
Dört ay sonra hâlâ kararlarını değiştirmezlerse, Allah, kadınlara karşı da yollarını açar. Allah, işitendir, bilendir.
228
Boşanmış kadınlar, üç adet görmeleri için beklemek zorundadır. Onların Allah’ın emirlerini korumaları gerekir. Eğer Allah dilemişse, hamile olabilirler. Kocaları, bu sürede onları geri alabilirler. Kadınların hakları da kocalarının hakları gibidir, ama erkeklere bir derece fazla üstünlük verilmiştir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
229
Boşama iki defadır. Ya iyilikle tutun, ya da güzellikle salıverin. Bir kadını, ona verdiğinizü geri almak için boşamak haksızlıktır. Eğer ikinci kez boşarsanız, ona asla geri dönemezsiniz, ta ki başka biriyle evlenip sonra da boşanana kadar. Bu, Allah’ın emridir. Kim kendi hırsına uymazsa, şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla bilendir.
230
Eğer onu üçüncü kez boşarsanız, ona ancak başka biriyle evlenip sonra da o kişi onu boşamadıkça geri dönemezsiniz. Allah’ın emirlerini alay konusu yapmak size helâl değildir. Allah’ın size öğrettiklerine dikkat edin. Umulur ki akıl edersiniz.
231
Boşadığınız kadınları, iddetleri dolduğunda tutmak ister ya da güzellikle salıvermek isterler. Onları zorla tutmasınlar, onlara zarar vermektir. Kim böyle yaparsa, Allah’a karşı gelmiş olur. Allah’ın size nimetlerini unutmayın!
232
Boşadığınız kadınlar iddetlerini doldurduktan sonra, onlarla evlenmek isterseniz, kimse onları tekrar evlenmelerine engel olamaz. Birbirinize iyilik gösterin. Bu, Allah katında daha temiz ve daha saftır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
233
Emziren anneler, çocukları için iki tam yıl boyunca emzirmelidir –eğer tamamlamak isterlerse. Çocuğun babası da onun annesinin yiyeceği ve giyeceğine harcamalıdır. Kimseye gücünün yetmediğinden fazlası yüklenmez. Bir anne çocuğuna zarar vermez, bir baba da çocuğuna zarar vermez. Mirasçı bu yükümlülüğü devralır. Eğer anneyle baba, çocuğun emzirilmesiyle ilgili olarak birbirine rıza gösterir ve bir şey kararlaştırırsa, bu konuda kimseye günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
234
Eşlerinden biri ölürse, kadınlar dört ay on gün yas tutarlar. Süre dolduğunda artık kendilerine diledikleri gibi davranabilirler. Allah, yaptıklarınızı bilir.
235
Boşanmış ya da dul kalmış kadınlardan kimseyi nikâhlayacağınızı düşünüyorsanız, onlara söz vermenizde size günah yoktur. Ancak gönül sözünden öteye gitmeyin. Nikâh düşüncesi varsa, Allah’ın emirlerine uyun. Onlar, kocalarının ölünceye ya da boşanana kadar kendilerini koruyan kadınlardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
236
Henüz nikâhlayıp dokunmadığınız kadınlardan boşarsanız, onlara mehir vermek zorunda değilsiniz. Fakat onlara bir şeyler vermek, zenginlerden olanlar ne kadar verirse, fakirler de ne kadar verirse –güzel bir davranıştır. İyilik edenleri Allah sever.
237
Nikâhlanmış, dokunulmuş olup sonra boşanmış kadınlara, belirlenmiş mehirlerinin yarısını vermek zorundasınız –eğer kadınlar kendiliğinden vazgeçmezlerse. Eğer kocadan fazlasını isterseniz, sizin için kolaydır. Allah, korusun diye size âyetlerini açıklar.
238
Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.
239
Eğer korkuyorsanız, ayakta veya at üzerinde namaz kılın. Güvende hissettiğiniz zaman, Allah’ın sizi bilmediğiniz şeyleri öğrettiği gibi O’nu zikredin.
240
Kim ölürken karısına vasiyette bulunursa –eğer istiyorsa– bir yıl süresince evinde kalmakta serbesttir. Onu dar evde tutmaya zorlayamazsınız. Allah, yaptıklarınızı bilir.
241
Boşanmış kadınlara da bir ödeme yapılmalıdır. Bu, takva sahipleri için bir görevdir.
242
Allah, sizin için âyetlerini böyle açıklar. Umulur ki akıl edersiniz.
243
Ölüm korkusuyla binlerce kişi yurtlarından çıktılar. Allah: “Ölün!” dedi. Sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok lütufkar olandır. Fakat insanların çoğu şükretmez.
244
Allah yolunda cihat edin. Kendinizi Allah’a feda edin. Allah’tan korkun. Umulur ki size ihsan edilir.
245
Allah’a güzel bir borç verin ki, size onu katlayarak ödesin ve sizi affetsin. Allah çok bağışlayıcıdır, çok şükredicidir.
246
İsrailoğulları’ndan peygamberlerine: “Bizi yönetecek bir kral tayin et” dediklerini hatırlat. O da: “Sizinle savaşılmaya kalkışılırsa, savaşmaktan çekinir misiniz?” dedi. Onlar: “Neden savaşmayalım? Biz ve çocuklarımız sürgün edildik, evlerimiz yıkıldı” dediler.
247
Peygamber de: “Allah sizin için Talut’u kral tayin etti” dedi. Onlar: “Nasıl olur da bize hükmeder? Bizden daha fazla mal ve mevkiye sahip değil” dediler. Allah da: “Onu sizden üstün kıldı, ona geniş bilgi ve beden gücü verdi” dedi. Allah, dilediğini hükümdar kılar. Allah, lütfu pek büyüktür.
248
Peygamber de: “Onun hükümdarlığının işareti, size bir sandık gelmesidir. İçinde Rabbinizden bir sükûnet ve Mûsâ ile Harun’dan arta kalan eşyalar bulunur. Melekler onu taşırlar. Eğer iman ediyorsanız, bunda sizin için bir delil vardır” dedi.
249
Talut ordusuna: “Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim içmeden geçerse, O’nunla beraberdir. Kim bir yudum içse, O’na dâhil değildir.” Onlardan pek azı dışında hepsi içtiler. Nebi ile birlikte içmeyenler: “Allah ile Nebi’siyle nasıl savaşırız? Gücümüz az!” dediler. Ancak Allah’a güvenenler: “Allah’ın yardımı ile çok az bir grup, çok büyük bir grubu yenebilir” dediler.
250
Onlar da: “Rabbimiz! Bize sabır ver, adımlarımızı sağlamlaştır, bizimle inkâr eden topluya karşı yardım et” dediler.
251
Onlarla savaştılar ve Allah onları yendi. Davut, Câlût’u öldürdü ve ona mülk ve hikmet verdi. Allah, dilediğine dilediği kadar nimet verir.
252
İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
253
Biz peygamberlerden kimini kimine üstün kıldık. Mûsâ’ya Allah konuştu. Bazılarına mülk verdik. İsa, Meryem oğlu Mu’cizelerle desteklendi. Cebrail sayesinde Allah’ın izniyle ölüleri diriltti. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla güç sahibidir.
254
Ey iman edenler! Allah yolunda harcayın. Kendiniz için bir gün gelmeden önce size günahlarınız bağışlanmaz.
255
Allah, bir ilâhtır. O, daima diridir, her şeye hakkıyla yetendir. Ne uyuklar ne de uyur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nundur. Kim O’na izni olmadan şefaat edebilir? O, insanların ne önlerinde ne de arkalarında ne yaptıklarını bilir. Onların ilminin O’nun ilminden bir zerresi yoktur. Kursu O’nun gökleri ve yeri kuşatır. Onları korumak O’na yorucu gelmez. O, Yüksek’tir, Büyük’tür.
256
Dinde zorlama yoktur. Hakkın aslı sapıklıkla ayrılmıştır. Kim tâğûtü reddedip Allah’a inanırsa, sağlam bir tutunma noktasına tutunmuş olur ki, kopmaz. Allah işitendir, bilendir.
257
Allah, iman edenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenleri de aydınlıktan karanlıklara çıkarır. İşte onlar, ateşe girer ve onda ebedî kalırlar.
258
Mücadele konusunda İbrahim ile kralın arasını hatırla. İbrahim: “Beni canlı ve ölü yaratan Allah’ı tanırım” dedi. Kral: “Ben de ölüyü diriltip canlıyı öldürürüm” dedi. İbrahim: “Allah güneşin doğudan doğduğunu söyler. Sen onu batıdan doğur!” dedi. Kâfir, böylece şaşkına döndü.
259
Bir başka kişiyi hatırla ki, yıkılmış bir kasabaya geldi, “Allah bu ölü kente nasıl hayat verebilir?” dedi. Allah onu yüz yıl öldüresine öldürdü, sonra da diriltti. Allah: “Ne kadar durdun?” “Bir gün veya bir günün kısmı kadar” dedi. Allah: “Hayır! Yüz yıl durdun. Bak ettiğini: Kemiklerin hâlâ taze. Şimdi etlerini, derisini gözlerini gör!” Sonra ona inandı. Allah: “Gördün mü? Artık seni binlerce kişiye gönderirim” dedi. Allah, dilediğini yolunu açar.
260
İbrahim: “Rabbim! Ölüyü nasıl diriltiyorsun?” dedi. Allah: “İnanmadın mı?” “Hayır! Fakat kalbim rahat etsin” dedi. Allah: “Dört kuş al, onları kes, her yere parçalarını gönder, sonra da onları çağır. Senin yanına koşarak gelirler. Allah’ın ne kadar üstün ve güçlü olduğunu bil!”
261
Allah yolunda harcayanların örneği, bir dane ekildiğinde yedi başak veren, her başakta yüz dane olan (ekindir). Allah dilediğine katlayarak verir. Allah lütfu geniştir, her şeyi bilendir.
262
Allah yolunda harcayıp arkasından haksızlık ve incitme etmeyenler için Rablerinden büyük bir mükâfat ve affetme vardır.
263
Güzel söz ve af, gizli sadakadan daha hayırlıdır. Allah’tan sakınan her şeyden korunur.
264
Sadaka verdikten sonra incitmeyin. Allah’ın rızasını kazanmak için harcayın, yoksa size bir fayda sağlamaz.
265
Kim mallarını Allah rızası için harcarsa, onun örneği bol su alan bir bahçedir: Meyvesini çift verir. Allah sizin için âyetlerini böyle açıklar. Umulur ki düşünürsünüz.
266
Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor.
267
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın en hayırlısından ve size verdiğimiz topraklardan çıkardıklarınızdan harcayın. Kendiniz seçmeyeceğiniz şeyleri Allah’a vermeyi düşünmeyin. Allah’ı bilin. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
268
Allah size kendisinden ve çocuklarından korunmanızı emreder.
269
O, hikmeti dilediğine verir. Kim hikmete sahip olursa, elbette büyük bir hayır elde etmiş olur. Ancak akıl sahipleri düşünür.
270
Sadaka veya adakta bulunulan mallar Allah katında yazılmıştır. Allah zâlimleri sevmez.
271
Bağışlarınızı gizlerseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer açıktan verirseniz, yoksulları utandırmayın. Allah, kibirlenenleri sevmez.
272
Sadakanın kendiniz için olduğunu bilin. Allah’tan rızayı kazanmak için harcayın. İyi harcadıklarınız size döner. Allah her şeye hakkıyla bilendir.
273
Fakirler vardır ki, Allah yolunda çalışırlar. Yeryüzünde dolaşamazlar. Onların fakir oldukları anlaşılmaz. Sadece Allah bilir kim fakirdir. Onlara verdiğinizde, Allah yapmış olduğunuz iyiliği bilir.
274
Geceleri Allah yolunda sadaka verenler, herkesten gizlemeden Allah yolunda harcayanlar, Allah’ı çokça ananlar için Rablerinden affedici bir mükâfat vardır.
275
Faiz yiyenler, şeytan tarafından sarhoş edilip düşürülenler gibidir. Bu, onlar için bir yasaktır. Ticaret helâldir. Kim tövbe ederse, geçmişini bağışlanır. Eğer yine de faiz yerseniz, cehennemlik olursunuz. Allah, her şeye hakim olandır.
276
Allah faizi siler, sadakaları ise artırır. Allah, inkâr edenleri sevmez.
277
İman edip salih ameller işleyenler, namaz kılanlar, zekât verenler için büyük bir mükâfat vardır. Onlar korkmazlar, üzülmezler.
278
Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Faizden geriye kalanı terk edin, eğer gerçekten inanıyorsanız.
279
Eğer faiz almaya devam ederseniz, Allah ve Resulü ile savaşa girmiş olursunuz. Eğer tövbe ederseniz, sadece sermayenizi alırsınız. Zulmetmeyin, zulmedilmeyin.
280
Borçluya vaktinde ödeme gücü yoksa, vadesini uzatın. Eğer sadaka olarak bağışlayırsanız, bu sizin için daha hayırlıdır.
281
Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.
282
Borç alacağınızda, Allah’a karşı gelmekten sakınarak yazılı tutun. Yazıcı, adaletle yazsın. Kimseye yazmayı öğretilen şeyi yazmaktan menetmeyin. Borç sahibi, yazılanı dikteler. Allah’dan korkup hakkı tam vermelidir. Eğer borçlu akılsız, zayıf veya diktalecek durumda değilse, vasisi adaletle dikte etsin. İki erkek şahitiniz olsun. Bir erkek şahidiniz varsa, bir kadın şahit olsun, iki kadın da olabilir: Biri unutursa diğeri hatırlatsın. Şahitlikten kimse kaçınmasın. Allah’tan korkup şahitliği gizlemeyin. Kim bunu yaparsa, kalbi günahlıdır. Allah her şeyi bilir.
283
Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz, emanet sahibi emin olduğu gibi ödemesin ve Rabbi Allah’tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
284
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. Gönüllerde sakladıklarınızı, açıkladıklarınızı O bilir. O, dilediğine merhamet eder. Allah, lütfu pek büyüktür, her şeye hakkıyla güc yetendir.
285
Peygambere inananlar derler ki: “İşittik, itaat ettik. Rabbimiz! Affını ve merhametini dileriz. Dönüşümüz ancak sana doğrudur.”
286
Allah, bir nefse, gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez. Herkese kazandığını verilir, ondan da bir ceza alınmaz. “Ey Rabbimiz! Unutmuş veya yanılmış isek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeyleri bize yükleme. Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirleri mü’minlerle karşılaştırırken bizi yardım et.”